| Ridvan Özen | |
| al götür al götür bir tanem beni buralardan yalçın kayalıklara çıkar... hırçın rüzgarların öttüğü enginliklere al götür beni bir tanem, rüzgarlı bayırlara sadece rüzgarın sesinin olduğu sessizliklere sadece ikimizin olduğu yere... sadece biz bize götür götürebildiğin kadar sadece martıların ötüştüğü yere sadece martıların öpüştüğü yerlere beni insanlardan uzak yerlere götür bir tanem çıkar olmasın, kapris olmasın, hainlik olmasın sadece ikimiz olalım bir tanem... sadece ikimiz beni bulutların üstüne götür bir tanem yukarılardan seyredelim dünyayı yukarılardan seyredelim hayatı yas sen götür bir tanem yada ben ama sadece ikimizin olduğu yere ama sadece sevgimizin olduğu yere götür beni götürebildiğin her yere götür ki buralardan uzak olalım götür ki insanlardan uzak olalım.. seni kuşların kanatlarında götürmek isterim bitanem sen beni götürmesen de ben seni götürmek isterim sadece ama sadece senin istediğin yere bir tanem.... bir tanem çünkü bu yaşamda sadece ben varım, bizim için .......... 16/12/1998 ............ |
|
| bu garip bir hikayenin
hikayesidir................. ben onu bir hazanlı yaz mevsiminde tanıdım küçüktü, masum ve buğulu bakışlı idi.............. sanki aşkı ve sevgiyi çağıran bir gülüşü vardı................ onu tanıdım, onu orada unuttum aslında unutmak istedim mi istemedim mi onu da bilemedim ama onu o anda unutmuştum.......... unutmuş olmam gerekiyordu.... onu benim yanıma getiren neydi neydi yanıma getiren ve onu bana göstermeyen varlığında da yokluğunda da..................................... ben onu bir kış ayında, kokusunu hissettiğim anda yeniden farkına vardım o gün bir yıldırım çakmıştı, yüreğimde bir heyecan unutmuş olmam gereken şimdi yanımda idi ama neden......................... yoksa bu bir kader miydi yoksa bu bir geleceğin hikayesi mi idi........ yoksa bu bir heyecanın başlangıcımı idi........................... kıpırtılar vardı yüreğimde pır pır eden acaba bu neydi... bir serçenin kanat çırpışları mı yoksa bir heyecanın kıpırtılarımı.................................................... ve o heyecan bir geleceğin başlangıcı idi.... ve o heyecan gelecekte var olan bir hikayenin başlangıcı idi........................ sonra bu hikaye başladı, başladı sonu neydiiiii sonunu ise bilen yoktu aslında, bilebilecekte yoktu yaşanan bir hikayenin sonucunu kim bilebilirdi ki zaten... birden çocukluğumu hatırladım................ bana gazoz şişelerini gösteren koca göbekli adamları ve benim onlardan kaçışlarımı....... koca göbekli adamların salyalı öpücüklerinde kaçışlarımı yanaklarımı sıkışlarını unutmaya çalıştım....... unutmaya çalıştım çocukluğumu.... unutmalıydım sonra birden ilkokulda aşık olduğum öğretmenim geldi aklıma o bir ilahe idi kendi çapında.... mükemmel belki de mükemmelin ötesinde idi o; o zaman güzelliğin sembolü idi tüm öğrencilerin gözünde.......................... birden hikayeme geri döndüm.... yine o vardı............ hikayenin kahramanı, mahzun bakışlı güzel bakışlarındaki güzellik ve heyecan..... ve gizem............... onunla başladı yeni bir yaşam................ gece onula başladı onunla bitti gündüz onunla başladı onunla bitti................ başlaması gereken neydi bitmesi gereken ne bilemedim.............. onu kucaklamak istedim göklere çıkararak.... onu uçurmak istedim savurarak döndürerek onu öpmek istedim dudaklarını kanatarak... onu hep sevdim yada aşıktım............ aslında adının aşk yada sevgi olması önemli değildi önemli olan yüreklerde yaşanan heyecandı..... yaşanan yada hissedilen................................. o bazen tatlı gülücüklerinle bana arkadaş oldu bazen buğulu bakışları ile arkadaş oldu o benim en kötü günümde de, yüreğimi asla terk etmedi............. ben onunla her şeyi yaşadım dostluğu arkadaşlığı çıkarsız sevgiyi........... ve bunun için onu hep kıskandılar............. kıskanmaları gerekirdi............. çünkü o ardışıksız bir heyecandı....... kıskananlar ise onu bir gün benden aniden ayırdılar cismen, kısmen ayırdılar ama ayırabilirler miydi....... yürekleri bağlı olan insanları.................. bu kadar basit olamazdı yürekleri ayırmak.................. bu kadar basit olamazdı heyecanları ayırmak....... ama yinede sonun da ayırdılar................................................ bu dünyada iyilerin ne zaman yeri oldu ki bu gün iyilerin yeri olsun......... 08/aralık/1998 yaşam bir hikaye, yaşanması gereken bir hikaye yoksa yaşanması gereken mi, yaşanacaklar olan mı......... sonuçta fark eden ne ki ha yaşanması gereken ha da yaşanacak olan yaşam bir hikaye, onurla gururla yaşam bir hikaye, yaşanacakları yaşamadıktan sonra yaşam bir hikaye sonucunda ölüm olduktan sonra............. ben küçücük bir çocukken bile sevgiyi aradım ahmet abinin sevgilisini görerek, hep küçük bir sevgili aradım yeryüzünden fışkıran bir alev olmalıydı benim sevgilim o bir alev olmasa da adı alev di alevdi, çünkü alev bir sevgi bir aşk idi sevginin, aşkın yüreklerdeki alevi idi adı alev olmalıydı adına uygun adı rüzgar olmalıydı alevi üfüren adı yağmur olmamalıydı alevi söndürmeyecek o bir alevdi benim yüreğime düşen o bir alevdi söndürülmemesi gereken o bir ALEVDİ HER YÜREKTE YAŞANAN o öylesine bir alevdi ki tüm yüreklerde yaşanan..................... ahmet abi alevi söndürmedi ahmet abi alevi söndüremezdi çünkü o sönmeyen bir alevdi sönmeyen bir alevi nasıl söndürebil sindi ki |
|
| Senin için melek bu gece için
25/12/1998 geceler den bir gece bir çocuk çýktý karþýma sordu! "derdin nedir? Söyle çare olayým" "çocuk, bu dert senin çözeceðin dert deðil" dedim "ben çözerim" "çünkü ben bir meleðim" "deðilmi ki bütün çocuklar melektir" "öyleyse ben de bir meleðim, sana çare olurum " dedi yinede söylemedim çocuða derdimi.... ve bir den bire yok oldu çocuk ve yerine bembeyaz bulutlarýn arasýndan bembeyaz kanatlarýný takmýþ bir melek geldi.... "adým sitare çocuða söyleyemediðini bana söyle" "derdine çare olayým" dedi melek "o zaman gözlerime bak melek " dedim melek gözlerime bak tý ve "sen iflah olmaz bir.................................." diyerek uçtu gitti............... |
|
|